|
Büyük imparatorlukların da büyüme, gelişme ve çöküş dönemleri vardır ve 1856 yılında açılan 'görkemli' Dolmabahçe Sarayı da önemli ölçüde çöküş dönemine işaret eder. İster koskoca imparatorluk deniz seviyesine inmiş deyin, ister ufkunu Boğaz'la sınırlamış deyin, ister yakasını Batı'ya kaptırmış deyin. Bunların hepsinin vardığı yer, İmparatorlu'ğun 'merkezi'nin artık değişmiş olmasıdır. Dolmabahçe Sarayı'nın finansmanı, yapılış öyküsü, mimarisi ve bu sarayda geçen kısacık dönemde yaşananlar, bu değişimin ne denli kaçınılmaz olduğunu da gösterir. İşin ilginç yanı, Dolmabahçe Sarayı'nın Cumhuriyet tarihi açısından da çok büyük bir öneme sahip olmasıdır.
Büyük bir imparatorluğun çöküşünün son parıltısı olan Dolmabahçe Sarayı gerçekten görkemli bir yapıdır. Fransa'daki Versailles Sarayı ve Viyana'daki Schönburnn Sarayı'yla birlikte anılır. Saat Kulesi ise 1890-1894 yılları arasında, II. Abdülhamit tarafından yaptırılmış.
Sarayın inşasına başlanan dönem ve giderler büyük tartışmalara sebep olmuş ve çok tepki çekmiş. Sarayın tamamlandığı yıl, Osmanlı İmparatorluğu'nun başta Fransa ve İngiltere olmak üzere, Avrupa ülkeleriyle birlikte Rusya'ya karşı savaştığı yıldır. Her iki taraftan da beşer yüz bin kişinin öleceği Kırım Savaşı. Bu savaş yüzünden, tarihte ilk defa Avrupa'dan büyük miktarlarda borç alınmıştır.
Sarayın döşenmesinde, borçlanılan ülkelerden alınan en ağır, dönemin en gözde ve en göz alıcı ürünleri seçilmiş. Sèvres vazoları, Lyon ipekleri, Baccarat kristalleri, İngiliz şamdanları, Venedik camları, Alman-Çekoslavak bohem kristal avizeleri... Sarayın koridor ve salonlarında gezerken bu ihtişama tanık olmak, özellikle günümüz insanı için tuhaf bir rüyanın içinde olmak gibidir. Haremin loş koridorları, savurgan Abdülaziz, ruh sağlığı bozuk V. Murad, dönemi için çok önemli olan 'Anayasa'yı ilan etmek zorunda kalan II. Abdülhamit, son büyük ziyafetleri veren V. Mehmed, bu sarayın rıhtımından ülkesini terk eden Vahideddin ve son halife Abdülmecid.
Kristal merdiven, Süfera Salonu ve padişahın huzuruna çıkılan Kırmızı salon, imparatorluğun tarihsel görkemini vurgulayacak şekilde süslenmiş ve döşenmiş. Harem ise, eskisi kadar kesin çizgilerle olmasa da ayrı bir bölüm olarak kurulmuş. Yine de Topkapı Sarayı'nın tersine, saraydan ayrı tutulmuş bir yapı olarak değil, bütünün içine yerleştirilmiş özel yaşama alanı olarak kurulmuş. 'Değerli Eşyalar Sergi Salonu'nda ise som altın ve som gümüşten yapılmış muhteşem objeler görmeniz mümkün. Milli Saraylar Daire Başkanlığı'na bağlı olan saray, 1999 yılından bu yana son derece özenli bir biçimde ve bilimsel yöntemlerle restore ediliyor.





